12 Ekim 2011 Çarşamba

İstanbul iyiydi de trafiği kötüydü


Öncelikle yazıma tüm Blackberry kullanıcılarından özür dileyerek başlamak isterim zira bb 9900 almak için yurdumun abuk kurumu Turkcell'in dayatması sebebiyle bis üyeliğimi iptal ettim ve tabii bu zorunlu iptale sinirlenerek ben dönene kadar tüm bis servislerinin çökmesi emrini verdim. Merak etmeyin yarın veya en geç cuma telefonumu aldığımda her şey normale dönecektir. Gelelim asıl konumuza...

İstanbul'u severim hatta The Satellite'in aktardığı yazıya ithafen bence kadın dediğin İstanbul (fethi zor, fetih edeni tek manasında değil daha geniş bir kapsamda) gibi olmalıdır.

Ama gel gör ki trafiği kötü, şoförü daha kötü İstanbul'un.

Sabahları 7.30'da iş için yola düşüp en erken 9.30'da varabiliyorum. Akşamları tam şamata zaten; pazartesi günü saat 18.55'de Fatih'teki iş yerimden çıktım Alemdağ yakınlarındaki evime girdiğim saat 22.03 idi. Geçen zamana bakar mısın? Üstüne üstlük orospu çocuklarıyla da muhatap olmak zorunda kalıyorsun.



Ben araba kullanırken agresifliğim tavan yapar arkadaş ve sen onun bunun evladı kalkıp yüzlerce insanın hakkını yiyerek sinsi hareketlerde bulunursan ben seni yakalar arabamı üzerine kırarım. Kaza yapma olasılığın da zerre sikimde olmaz. Daha dün köprüye çıkmak için Beylerbeyi'nde sürünürken honda city sahibi bıyığına attırdığım bir dallama yüzlerce (abartmıyorum burada hakikaten yüzlerce) aracın hakkını yiyerek bir hinlik yaptı. Yediği korna ve küfürlere aldırmadı tabii bunun sebebi bir cevap vermeye kalksa linç edileceği gerçeği olabilir. Ben net konuşuyorum at sikinden gramofon iğnesi olur da böyle orospu çocuklarından adam olmaz.

Neyse bu anası belli babası yüz elli şahsiyetin plakasını hemen kafama kazıdım ve köprü sonrası Kağıthane çıkışına yakın yakaladım. Sol şeritten orta şeride önüne kırıp bir kendimi gösterdim akabininde bu götelek makas ayağına sağ şeride geçince de verdim direksiyonu sağa tam üstüne de ancak huzura erdim.



Yazının başında bahsettiğim kara pazartesi akşamı ise ayrı dalga. 4 saat arabamın içinde mahsurdum, düz vites olmasından mütevvelit sol bacağım mutasyona uğrayarak debriyaj kası şeklinde yeni bir kas ortaya çıkardı fakat şansın böylesi radyo öyle güzel çaldı ki ne sinirlerim bozuldu, ne bağırıp çağırdım her zaman ki gibi. Açtım sesi sonuna kadar, yaktım sigaramı ve bağıra çağıra şarkı söyleyerek zamanı tükettim. Ne kadar güzel olabilir ki diye sorarsanız; rock fm üst üste money, burn, roxanne, sweet home alabama falan çaldı ve ne zaman jingle çıksa capital fm'e dönüyordum orada ise seksenlerin ve doksanların en kral şarkılarına denk geldim hep. Gerçekten radyoda geronimos cadillac, what is love, rhythm is a dancer vs çalarken ne kadar sinir yapabilirsiniz ki?

Anca işte yolda başkaları sikko sikko müziğe benzemeye çalışan şeyler dinlerken çılgın atabilirsiniz. Özellikle trafikte cinnet geçirme raddesine geldiyseniz 101 ve 94.5 kombinasyonunu tavsiye ederim. Bana sonra bir Glenfiddich falan alarak teşekkür edersiniz.

Peace out.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder