14 Aralık 2011 Çarşamba

O Şimdi Asker!

Sizin hiç kardeşiniz askere gitti mi?
Benim bir kere gitti kör oldum
Kardeşimden ummazdım bunu sik gibi ortada kaldım.
Siz hiç askere gittiniz mi?
Ben gittim.
Ben gittim ama kardeşimden ummazdım.

Askerlik zordur derler, gurbettesindir, tellerin ötesine geçemezsin, özgürlüğün alınmıştır elinden. Bugün anladımki askerlik değilmiş zor olan, asker yolu beklemekmiş. Daha gideli iki gün oldu önünde 153 gün var, kolay, çabuk geçer, zaman askerde geçmez gibi gelsede su gibi akıp geçer. Döndüğünde hiç yapmamış gibi olursun. Ama bekleyene kolay mı geçer zor mu geçer bilemem. Şimdiden onun 5 ay burada olamayacağını düşünmek bile ürkütücü, o benim şu 5 kişilik çekirdek ailedeki tek dostum, tek sırdaşım. Alışmışmıdır, rahat uyuyabiliyormudur, tuvalete rahat çıkabilmişmidir bilemem, ben rahat uyuyamıyor ben rahat sıçamıyorum. Birde ufak kardeşim var, şu piç olan. Onunla idare edemezmiyim? Edemem! Çünkü o benim küçüklüğüm, çünkü o aynı ben. Bize renk katan bizi farklı yapan bize benzemeyen bir tek o vardı, o da şimdi asker. Biz artık sıradanız. Çok fazla bunalım yapmaya gerek yok biliyorum, aslan gibi yapıp askerliğini dönücek, döndüğünde herşey eskisi gibi olacak biliyorum. Ama bana şuan gelseler onun yerine seni alıcaz askere tekrar deseler 1 saniye düşünmem bunu da biliyorum. Seni seviyorum, seni özlüyorum Ghostlike biran önce bitir şu askerliği de dön artık.



Hıyarın pastasıda kendisi gibi komik aq. Pastanın ortasında kocaman bir muz, çok manidar bir çok anlama gelebilir. O muz ona mı bana mı girdi bilinmez :)

18 Kasım 2011 Cuma

Start

Bayramın ilk günü geleneksel bayramlaşmaların çekirdek aile etabı tamamlandıktan sonra yollara düşüldü. Gidilecek güzergah az - çok belliydi fakat kalınacak yerler, yapılacaklar, yol planlaması gibi durumlar akışına bırakılmıştı. Yol boyunca dinlenecek cd'ler road trip'in diğer iki üyesi ile buluşmak için avrupa yakasına geçilirken arabada yapıldı.

Ulus'tan bir arabada ghostlike, satellite ve bendeniz yımırtik diğer arabada bir sucu ve bir ağa arkalı önlü yollara düşüldü. 5 gün boyunca o gudubik sesiyle "hız sınırını aştınız", "yeniden hesaplanıyor", "300 metre sonra u dönüşü yapınız" tarzı yerli yersiz konuşarak bizi delirtecek navigatör kadın ile de ilk bu saniyelerde tanışıyorduk.

Araba içi entrikaların, beklenmedik sürprizlerin başlarken saat 12.30'u gösteriyordu ve Puff Daddy diğer arabada her gece şarkısını söyletmek için bizleri bekliyordu...

30 Ekim 2011 Pazar

Depresyon

Depresyon kelime anlamı olarak çökkünlük demekmiş, öğrendiğim iyi oldu. Depresyondayım aq. Baksana kafamızı dağıtalım, dünyanın dertlerini sıkıntılarını yazarak içimizden atıp kurtulalım, binevi mastürbasyon yapalım diye blog açıyoruz, bloga yazı yazamıcak hale geliyoruz. E durum bu kadar vahim oluncada şişiyor şişiyor içimizde patlıyor, göte giren şemsiye açılmaz misali. Tam olarak ne zaman çöktüm, neden çöktüm bilemiyorum ama iyi çöktüm. Kendimi hiçbir işe yaramaz, iki eliyle bi siki doğrultamaz, tek hücreli bir amip gibi hissediyorum. İnsan hiçbirşeyden zevk almazmı be kardeşim, hiç birşey yapmak istemez yattığı uykudan uyanmak istemezmi? Ben istemiyorum. Ne ailemle ilişkiler doğru düzgün ilerliyor ne de arkadaşlarımla, sıkıntıyı hep kendimde arıyorum ama bir türlü bulamıyorum. Aradığımın ne olduğunuda bilmiyor ve bu durumdan çıkmak için herhangi bir atraksiyona girmek istemiyorum. Zannedersem yanlızlık, biraz kafa dinlemek, şu siktiğimin dünyasından bikaç gün uzak kalmak en iyisi olacak. Ama benimkisi ilginç bir çökkünlük şuan bu yazıyı yazarken Nysnc'den bye bye bye dinliyorum, hangi kafadayım inan bende anlamadım. Neyse hayırlısı olsun. Allah uçuş takımlarımıza zeval vermesin...

28 Ekim 2011 Cuma

Netin Kralı



Ne için var olduğu belli olmayan Explorer, adına yakışır şekilde internette gezinmeyi zorlu bir parkura benzeten Safari, 2 aylık cırcır bebek gibi sürekli sıçan Chrome ve yalayıp yuttuğu ramlerin yanına bir de abuk subuk add-on olayını katarak gözden düşen Firefox bir yana internet aleminin kullanılabilir tek browser'ı Opera bir yana.

6 aydır bir kere sıçmaz, bir kere hata vermez mi bir browser?

Eğer Opera ise vermez.

Seni yaratanın aklını yiyeyim.

27 Ekim 2011 Perşembe

Grip feat. Fitil

Geçenlerde elemanın teki ile muhabbetteyken laf döndü dolaştı müziğe geldi. Hangi tarz müzik sevdiğini sorduğumda "Rap dinliyorum. Sagopa Kajmer, Ceza, Kolera falan" dedi. Kolera. Kolera...

Kolera ne amk. Bir kere rap, hip-hop, drum'n bass, dubstep, yoyoamaninbo ve benzerleri benim lugatımda müzikle bağdaştıramadığım olgular. Yani hali hazırda pek hazzetmiyorum hatta anlayacağınız üzere benim gözümde müzik kategorisine giremiyor bunlar ama şu an konumuz bu değil şu an konumuz bu tarzları icra eden şahısların kendilerine bir takma isim seçme hobileri. Kolera nedir arkadaş?

Örneklerle çoğaltsak bu durumu şunlar olasılıklar dahilinde oluyor:

Zatürre - Ciğerime Saplanan Bıçaklar
Kardiyomiyopati - Bana Kalbini Ver
Kramp - Beni Cimcir
Menopoz feat. Andropoz - Ağlıyorum Mütemadiyen
Frengi feat. Prostat - Şimdi Sıçtık
HPV feat. Gonore - Sexlessness

Şahane değil mi?

24 Ekim 2011 Pazartesi

Hastalıklı Beynim

TheEgg yazının büyük coğunluğuna katılsamda sonuc olarak benimde hastalıklı bir beynim var ve bi yerde ayrışmamız gerekcekti.O amına daldığımın pala bıyıklı Van Belediye Başkanı ona aktarılan hazine payını terörist cenazesi, hücre evleri, örgüte gıda desteği gibi orospucocukluğu yaparak harcamasaydı 1.derecede deprem bölgesi olan şehrinde önlemleri alsaydı daha iyi olmazmıydı.Şimdi onun bunun evladı tassagına soktuğumun örgütü yardım kampanyası havası katarak internetten kendi kasasına para aktarıyomus.Lan göt oğlanı hani halkının özgürlüğü, hakları, demokrasi icin savasıyodun afyon ceken beynini sikiyim senin.Millet göçük altında can çekisiyor yemek icin çadır için yardım edin diye haykırıyor sen silahın kursunun derdine düşmüşşün.Ama esas sana yandaslık yapan hayatlarını siktigin o amcıkların sol lobuna sokiyim.Nese sonuc olarak Türk Devleti 17 Ağustos depreminden sonra gelen süreçte kendini gelistirdigi gerek kızılay gerekse akut un bilgi, tecrübe ve teknoloji olarak büyük ilerlemeler kaydettiğini gözlemledim sevindim.Ölen vatandaslarımıza da Allah dan Rahmet dilerim.

Dip not:Güncellemelerle başlayan şehitlerimizle devam eden ve son olarakta bu büyük depremle canımızı yakan kara bulutların ülkemden siktirip gitmesini arz ederim.

Hastalıklı Düşünce Salgını



Pazar günü yine gırla üzücü haberle karşılaştığımız bir gün oldu. Güne 3 şehit haberi ile başladık ardından Van depremi ve ondan sonra da Van depremi ile ilgili saçmalıklar. Yok efendim oh olsunmuş, yok efendim orası doğuymuş (sen kendi ülkeni doğu - batı diye ayırıyorsan o zaman baştan kaybetmişiz biz. ölen şehitler yok yere ölmüş, şu an orada olan askerler boşuna duruyorlar), yok efendim deprem onlara bir uyarıymış, yok ilah-i adaletmiş, yok onlar terör örgütüne yataklık ediyorlarmış (terör örgütüne yardım sadece doğu'da var çünkü batı'da kimse yardım etmiyor değil mi?), Allah belalarını vermişmiş.

İnsanlık ölmüş lan memlekette. Bir günde 26 şehit verilince pörtledi ülkemizde yaşayan hastalıklı düşüncelere sahip hayvanlar. Bir de bu yazılanları beğenenler var. Beğeniyorlar, sosyal medya sağolsun beğenip; "yürü be", "amıssına koyduklarım beter olun", "pkk'ya bir darbe de Allah'tan" gibi yorumlar yapıyorlar. Lan siktirin gidin.

Utanarak yorumlardan bazılarını buraya ekliyorum:

-beter olun insallah!
-şehitlerin kanı yerdemi kalacaktı?
-hakkari ve şirnak topragin altina gömülmüştür umarim.
-inşallah daha büyük şiddetle olur taş üstünde taş kalmaz!
-beter olsun yerle bir olsun allahın gazabı
-hükümetin yapamadığını allah yapacak inşallah.
-allahın sopası yokk beter olun!
-askerler dikkat etsin, yardim edicem diye sehit olmazsinlar?
-beş kuruş yardım yaparsam ellerim kırılsın.
-adamın içinden iyi olmuş demek geçiyor.
-allahım sen çok büyüksün bu daha uyarı.
-allah işte böyle vurur rabbim sana şükürler olsun.
-ohhh, serinledim biraz.
-kullandıkları kaçak elektriğin ve devlete sıktıkları kurşunların hesabını verin!
-allaha şükür allahın sopası yok orda yasıyan herkez ölmeyi zaten hakediyo.
-ayyy çok sevindim bak inşallah biraz vatan hainlerini temizler.
-yerle bir olsunlar kacakcılık onlarda, uyusturucu onlarda beter olsunlar!
-allah Diyarbakirada nasip eder insallah..
-valla yerle bir olsa beş kuruş vermem. Van'lıya para göndereceğime sokak köpeklerine mama alır yediririm. hiç olmazsa ihanet etmez.

Meğer ülkemde ne kadar çok ırkçı, ne kadar çok faşist varmış da haberim yokmuş. Oh olsunmuş, müstahakmış... Siz terör örgütlerine yataklık yapan, yardımda bulunanların sadece Türkiye'nin doğusunda mevcut olduğunu zannediyorsanız zaten sizden cacık olmaz. Biraz oturun geçmişi hatırlayın, aynı duruma "batı" düştüğünde kim ne yapmış onu anımsamaya çalışın balık hafızası sikilesice, yanar döner huysuz virjinler sizi.

12 sene dediğimizde uzak geliyor değil mi? 12 sene için ortalama bir insanın ömrünün 1/6'sı da diyebiliriz. 12 sene geriye gittiğimizde akla gelen ilk gün (en azından benim için) sıcak bir Ağustos akşamıdır. Yatağımda osura osura uyuduğum hatta gecenin ortasında uyanmam gerekirken uyanamadığım ve beni uyandıran anneme isyan ettiğim bir gece. Ben uyandırıldığım için çocuk aklımla isyan ederken, binlerce insanın uyandırılmadıkları için belki de hayata gözlerini yumdukları o gece.

O gece.
17 Ağustos 1999.
Resmi olan bilgilere güvenmenin pek anlam vermediği o gecenin sonunda resmi olmayan bilgilere göre 600000 kişi evsiz kalmış, 50000 insan hayatını kaybetmiş, 100000'e yakın insan ise yaralanmıştı.

Hatırlıyorum sizin ayrımcı beyinlerinizin değimiyle o Allah'ın belasını verdiği doğu'dan gelen yardımları. Çok iyi hatırlıyorum çok zor koşullarda yaşayan o insanların belki de kendi ihtiyacı varken "şu an benden daha çok ihtiyacı var deprem bölgesinin" diyerek pılını pırtını yolladığını. Belki hepsi yollamadı, belki aynı sizin gibi oh çeken hayvanlar da oldu o zaman.

Ama siz artık onları eleştirebilecek yüzü nasıl bulacaksınız? Eğer böyle yapan biri vardıysa bile sizler artık nasıl bu durumdan dem vurabileceksiniz? Gerçi bugün böyle konuşabiliyorsanız o zaman onlara da bok atarsınız, ananızı da pazarlarsınız, Türkiye'nin doğusunu Türkiye'nin bir parçası olarak görmeyip sonra o burun kıvırıp, ohlar çektiğiniz doğu'yu savunmak için ölen askerlerimize ağıtlar yakar yürüyüşler düzenlersiniz.

Biz özgürlük savaşçısıyız diye isyan edip Kaddafi öldürülünce parmağındaki yüzüğü, boynundaki altın kolyeyi çalmak için birbirine dalanlar gibi sizin de savunduğunuz herhangi bir ideoloji yok aslında. Kaos ortamı oluştuğunda gaz alıp o gazı vermeye endekslenmiş müsveddelersiniz. Benim gözümde 17 ağustos Marmara depremi sonrası "7.4 yetmedi mi" diye ortalıkta dolaşanlar ile bugün bu kepazeliği dillendirenlerin bir çoğu aynı insanlar. Aynı düşünce salgınından muzdarip garibanlar. Replikalar. Beyin yıkaması dedikleri bu olsa gerek.

Yazık.

Biz hala insanlığını kaybetmemişlere düşen tek şey yardımda bulunmak.

Bunun için lütfen deniz feneri gibi kumpaslara düşmeden, sizi "ulan yaptık yardımı ama ceplerine indirip araba almasınlar" gibi düşüncelere sevk etmeyecek Kızılay kurumuna bağış yapınız.




http://www.kizilay.org.tr/'den siteye ulaşabilirsiniz. 2868'e mesaj yollayıp 5TL'lik yardımda bulunabilirsiniz. 
* 168'i arayıp Kızılay'a bağış ve yardım yapabilirsiniz.
* 2930'a AKUT yazan bir mesaj atıp AKUT'a 5TL'lik yardımda bulunabilirsiniz.
* Ayrıca kargo şirketleri Van'a yollanacak yardım paketlerinde kargo ücreti almıyorlar, giysi, battaniye vs. gibi yardımlarınız varsa hemen kargoya verebilirsiniz.



Hem canını kaybedenler hem de insanlığını kaybedenler için başın sağolsun Türkiye.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Şafak Karanlık



12 Aralık 2010'dan 16 Mayıs 2011'e her gün şu fotoğrafı gördüm ve her gördüğümde içimden bir parça koptu. Aslında bugün kalktığımda iyi hissediyordum ve bir kaç post girer, güzel yazılar yazarım diyordum fakat yazacak kelimelerim de şehit oldular.

Şehitlerimizin ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ne boka yarayacaksa...


Egg & Satellite Abuk Günlerinden Birini Yaşarlarsa...

25 dakika içinde 6 tane sinema bileti alıp 4 dakika film izlemeden sinemadan çıkabilirler.

Akşam 20'de hamama gitmek için sözleşmişlerken, Satellite, gün içinde işlerini erken bitirip eve erken gelen Egg'i saat 20 oldu ayağına 14'te keklemeye çalışıp çok terbiyesiz bir cümle ile karşılaştıktan sonra 10 dakikalık gülme krizine girebilir. (detayları isterse Satellite yazar zira kendi söylediklerimi (uyandırmayın ulen beni) yazıya dökmeye terbiyem el vermiyor)

Aynı ikili hamam programından vazcaydıklarında Satellite bunu "Veya sikeyim hamamı siktir git" gibi dünya tarihindeki en abzürd cümle ile ilan edebilir.

Hiiiii...

12 Ekim 2011 Çarşamba

İstanbul iyiydi de trafiği kötüydü


Öncelikle yazıma tüm Blackberry kullanıcılarından özür dileyerek başlamak isterim zira bb 9900 almak için yurdumun abuk kurumu Turkcell'in dayatması sebebiyle bis üyeliğimi iptal ettim ve tabii bu zorunlu iptale sinirlenerek ben dönene kadar tüm bis servislerinin çökmesi emrini verdim. Merak etmeyin yarın veya en geç cuma telefonumu aldığımda her şey normale dönecektir. Gelelim asıl konumuza...

İstanbul'u severim hatta The Satellite'in aktardığı yazıya ithafen bence kadın dediğin İstanbul (fethi zor, fetih edeni tek manasında değil daha geniş bir kapsamda) gibi olmalıdır.

Ama gel gör ki trafiği kötü, şoförü daha kötü İstanbul'un.

Sabahları 7.30'da iş için yola düşüp en erken 9.30'da varabiliyorum. Akşamları tam şamata zaten; pazartesi günü saat 18.55'de Fatih'teki iş yerimden çıktım Alemdağ yakınlarındaki evime girdiğim saat 22.03 idi. Geçen zamana bakar mısın? Üstüne üstlük orospu çocuklarıyla da muhatap olmak zorunda kalıyorsun.



Ben araba kullanırken agresifliğim tavan yapar arkadaş ve sen onun bunun evladı kalkıp yüzlerce insanın hakkını yiyerek sinsi hareketlerde bulunursan ben seni yakalar arabamı üzerine kırarım. Kaza yapma olasılığın da zerre sikimde olmaz. Daha dün köprüye çıkmak için Beylerbeyi'nde sürünürken honda city sahibi bıyığına attırdığım bir dallama yüzlerce (abartmıyorum burada hakikaten yüzlerce) aracın hakkını yiyerek bir hinlik yaptı. Yediği korna ve küfürlere aldırmadı tabii bunun sebebi bir cevap vermeye kalksa linç edileceği gerçeği olabilir. Ben net konuşuyorum at sikinden gramofon iğnesi olur da böyle orospu çocuklarından adam olmaz.

Neyse bu anası belli babası yüz elli şahsiyetin plakasını hemen kafama kazıdım ve köprü sonrası Kağıthane çıkışına yakın yakaladım. Sol şeritten orta şeride önüne kırıp bir kendimi gösterdim akabininde bu götelek makas ayağına sağ şeride geçince de verdim direksiyonu sağa tam üstüne de ancak huzura erdim.



Yazının başında bahsettiğim kara pazartesi akşamı ise ayrı dalga. 4 saat arabamın içinde mahsurdum, düz vites olmasından mütevvelit sol bacağım mutasyona uğrayarak debriyaj kası şeklinde yeni bir kas ortaya çıkardı fakat şansın böylesi radyo öyle güzel çaldı ki ne sinirlerim bozuldu, ne bağırıp çağırdım her zaman ki gibi. Açtım sesi sonuna kadar, yaktım sigaramı ve bağıra çağıra şarkı söyleyerek zamanı tükettim. Ne kadar güzel olabilir ki diye sorarsanız; rock fm üst üste money, burn, roxanne, sweet home alabama falan çaldı ve ne zaman jingle çıksa capital fm'e dönüyordum orada ise seksenlerin ve doksanların en kral şarkılarına denk geldim hep. Gerçekten radyoda geronimos cadillac, what is love, rhythm is a dancer vs çalarken ne kadar sinir yapabilirsiniz ki?

Anca işte yolda başkaları sikko sikko müziğe benzemeye çalışan şeyler dinlerken çılgın atabilirsiniz. Özellikle trafikte cinnet geçirme raddesine geldiyseniz 101 ve 94.5 kombinasyonunu tavsiye ederim. Bana sonra bir Glenfiddich falan alarak teşekkür edersiniz.

Peace out.

Black beri gel beri...

Bendemi var bir cenabetlik yoksa The Eggdemi bilemiyorum ama bu blackberrynin internet olayının (bundan sonra Bis olarak anılacak) çökmesi pek hoş olmadı. Herşey bu sikik Eggin yeni bold alıcam hevesi ve Bis'ini iptal ettirmesiyle başladı, müşteri kaybetttini zanneden angut blackberry hemen butun serverları kitledi amac the Eggi içeride tutmaktı. olan senin benim gibi sikkolara oldu. Elimizde yeni bold 9900, interneti yok aq, ne msg atabiliyoruz ne de iki porno siteye girebiliyoruz. Ne anladık lan biz bu işte dotumuze kaçtı 1600 tlcik! para bok ama kullanamıyoruz. Neyse yaa asıl anlatmak istediğim başkaydı, ulan 48 saat internetimiz gitti, sanki hayatla olan bütün bağlantımız koptu. Ne olmuş lan bize böyle nerde o eski nokiada yılan oynadığımız, adabıyla SMS gönderdiğimiz günler? Ben anladımki arkadaş teknoloji dediğin şey hikaye mesele bozulmayan şey. Ulan pili 18 saat gitmez, o eski, kızılötesini sanki büyük bi olaymış gibi anlatıpta sattıkları Nokialar 3-4 gün sarj istemeden devam ediyordu. Eskiye özlemim büyüyerek devam ediyor. Bu arada The Egg söyledi ki eski Capital fm yeniden yayına girmiş, çok güzel çalıyor, 80ler 90lar, sloganlarıda büyürken dinleğiniz şarkılar, tavsiye edilir. Frekansı 101 :)

11 Ekim 2011 Salı

A Fair Trade


Bu Sefer Güldürmedi


Steve Jobs abimizin cenazesini daha dün gibi hatırlıyorum nedense sanki o hic gitmedi bizi buralarda hic yetim bırakmamıs gibi hissediyorum(cenazeyle tassak gecilmez kendimi suan kınıyorum) nesee bahsedecegim konu ise suydu rahmetlinin daha kırkı bile cıkmadan akıllı telefon sektöründe apple in bir numaralı rakibi Kanadalı RIM firmasının sunucuları cöktü ve dünya capında ufak caplı bir krize yol actı.bu beni ve cevremi cok etkilemis olsa da kimse Yeditepeli kızlar Berfusucan ve kankası Verencan kadar sikinti yasamamıstır diye dusunuyorum.
Rahmetli gercekten bu sefer güldürmedi bir blackbörry kullanıcısı olarak gel gör ki sik gibi ortada kalmıs durumdayım.isyanlardayım ve her ne kadar ic dünyamda kabul etmesemde bbmsiz bir blackbörry nokia 6110 dan farksız kalıyor bu durumda bende tassak gectigim berfusucandan farksız kalıyorum nikotin krizine girmis vaziyette yasiyorum.Steve abi sende ipneligi bırak cek ellerini üzerimizden raat raat chatlaselim oo yeahh..

EK:sikimsonik broadcast mesajları atıp telefonunun düzelcegini zannedenler malmısınız olum siz??

10 Ekim 2011 Pazartesi

Her baslangici kaciran adam

Bir gün bir köprünün tam ortasında durdum asagıda alevler arkamda TheSatellite önümde TheEgg ikisi de aynı soruyu sordular bana kimsin sen? kimin tarafındasın? tepkim net oldu; hasssiktir hacı nereye dustum ben dedim eheheh..
isin edebiyatı bir yana bu sikimsonik heriflerle tanısmam apus aramı kesfimle aynı döneme denk gelmistir sen dusun artık koyun olma hayalgücünü kullan..
Simdi burdaki olay hayata dair sacmalamalarmıs, sacmalık varsa varım dedim kutumda büyük hissediyorum dedim konuya dahil oldum hee bu dalyarrak nerden cıktı ben bunu okumam diyen varsada bi siktirsin gitsin birader nese pokum geldi ben kacar

Kadın Dediğin...

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş.
Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta.
Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.
iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak...
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
Salatasız oturmayacak yemeğe.
Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya...
Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.
Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak...
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla...
Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...
Öyle bir kadın işte...
Nerede öyle kadın yoktur deme...
Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!
Can yücel

6 Ekim 2011 Perşembe

Keep Looking Don't Settle..

Gece dötümüzde pireler uçuşurkene Steve Jobs hayata gözlerini yummuş. Ölüm öyle bir gerçek ki ölen insanı yakından tanımasanız bile üzülmenize neden oluyor. Böyle durumlarda insan iki farklı duyguyu bir arada yaşıyor, üzüntü ve sevinç. Üzülüyoruz ama ölene değil, bir gün bizim de öleceğimiz gerçeğine üzülüyoruz. Seviniyoruz çünkü hala hayattayız. Steve Jobsun da dediği gibi cennete gitmek isteyenler bile cennete gitmek için ölmeyi istemezler. Böyle boktan bir durum ama bir o kadar da faydalı. Ölümlü olduğunu bilmek, bunun farkına varıp ona göre yaşamak insana çok önemli yeni değerler kazandırdığı gibi gereksiz şeyleride hayatlarımızdan alıp götürür. örneğin utanmak, başarısız olmak, terkedilmek, aldatılmak vs vs.. bir gün öleceği gerçeği ile yaşayan insan bu tarz gereksiz durumlarda kendini çok yıpratmayan insandır. ötesi yok aq öleceğiz ve sen öldüğünde kalanların yası istesende istemesende iki gün sürecek. Çünkü insan öyle bir yaratıktırki unutur. hatırlamak istemediği bir şeyi hafızasında saklamak istemez ve unutur, öleni kim hatırlamak isterki. doğrusu hatırlamaktır ve ders çıkarmaktır, şu göt kadar kısa süren hayatlarımızda birçok örnek ile karşılaşırız yok işte milyonerdi ama öldü, yok çok genç yaşta öldü gibi. bunları garipseriz ilk duydugumuzda kabullenemeyiz ama kabullenmeliyiz. ölümün kime ne zmn nasıl geleceğini bilemeyiz aslında bu işin güzelliğide burada. nasıl öleceğini bilmeden yaşamak bir sanattır. hee şimdi gelelim ölümden çıkarmamız gerekn derslere, başlıktada görüldüğü üzre birgun öleceğinizi bildiğiniz halde hayatınızı bir bok çukuruna dönüştürmeyin. Para kariyer ve bunların türevlerinin alayı gereksiz kompleksler. çünkü öleceksin arkadaş! Paranın dibini bulsan kariyerin doruklarına ulaşsanda yanındaki mezarda yatan işsiz adamdan farkın yok. kendinizi yıpratmayın, hayatınızda daha önemli şeyler var bunun farkına varın. he ben demiyorumki madem ölücez koyun götüne hayatı sikinize sallamayın, ama biraz da relax olun lan aq. nerede mutlu oluyorsanız ne yaparken mutlu oluyorsanız onu yapın, orada olun. 3-5 kuruş fazla kazanıcam veya az kazanıcam diye dert etmeyin, mutlu değilseniz para kazanmanın mantığı nedirki. parayı mutlu olmak, bizi mutlu eden şeylere harcamak için kazanmıyorsak kazanmanın amacı ne. diyorum ya götüremiceksiniz orada alabileceğiniz havuzlu villalar yok, üstü açık arabalar yok bu hırs niye. hırsın sebebi çocukluğumuzdan beri bizi yarış atı gibi ordan oraya sürüklemeleri, her zaman bir yarışma içinde olmamız. niye yarıştığımızı soran yok? benden daha zekisin daha yakışıklısın daha zenginsin ee so what aynı yere gitmiyormuyuz birader? adam olun lan biraz insan olun. insanı hayvandan farklı kılan özelliklerinizi tanıyın biraz kendinizi tanıyın. başkalarının yaşamlarında yaşamaktansa kendinize bir hayat kurun ve onu yaşayın. toplum baskısıymış mahalle baskısıymış kim sikler ya rahat olun. takmayın böyle şeyleri kafanıza işin sonunda hesap vereceğiniz bir kendi vicdanınız birde Allah. her zaman sizi mutlu eden şeylere bakın, bir hayata yerleşip orada sabit biçimde kalmayın. hayatınızı değiştirmek, en azından o örümcek ağı tutmuş kafanızı değiştirmek sizin elinizde. hadi aslanlarım :)

okuduktan sonra dinlemenizi tavsiye ettiğim parça Baz Luhrmann - Sunscreen, dinleyin sözlerini ezberleyin ve hayatta sorunlarla karşılaştığınız da bu sözleri hatırlayın..


Hay giriş yazısı gibi...

Benim hakkımda bilmeniz gereken ilk şey kendimi tanıtan girizgah yazıları yazmaktan nefret ettiğimdir. Beni tanımanızı isteseydim yazacağım yazıların altında "The Egg" yerine adımı yazar sonra da facebook twitter bok püsür bilimum yerlerden özelimi sikip atmanıza fırsat tanırdım değil mi eminike?

Ha fakat "The Egg" neyin nesidir diyorsanız eğer işte bunu açıklayabilirim...

The Egg aslında blogun diğer saçmalayanı ile aramızda yaklaşık 15 senelik bir mazisi olan bir lakap. The Satellite -ki bu da aynı süreçte şahsım tarafından kontratak olarak ortaya çıkan bir lakaptır- ile mazimiz teee ebesinin örekesine kadar gidiyor. Öyle ki kendisiyle tanışmamız beden eğitiminde en ön sırada olmanın vermesi gereken burukluğu tiye almamıza rastlar. O gün bugündür geçen 15 seneyi abuk subuk hayatlar yaşayarak devirdik. Neyse lan "The Egg"i anlatacaktım gene ne yazmışım amk. İşin özü şudur; benim kafamın şeklinin yumurtaya benzemesinden ortaya çıkmıştır bu lakap, "The Satellite" ise bulunduğu ortamda istem dışı her boka kulak kabarttığı izlenimini veren uydu misali kulaklara ithafen ortaya çıkmıştır. Otuzlu yaşların yaklaştığını görüp onlara nah çekmeye hazır iki adamın, velet zamanlarından bugüne taşıdıkları mirasları diyebiliriz bu lakaplara.

Dış görünümü asla gotik olmamış, içlerindeyse emo ruhundan hiç bir parça barındırmayan iki insanın akıllarından geçen ne varsa buraya attırmaları ile karşılaşacaksınız bu blogda.

Küfür etmeyi seven bu iki şahsiyetin buraya edebi açıdan zayıf olsa bile küfür bakımından kuvvetli yazılar yazacaklarını garanti ediyorum.

Yazmazsak ibneyiz.

Hadin bakalım.

Blog'a dair...

Şimdi aq niye blog yazıyosunuz, siz kimsiniz ne ayaksınız filan sorarsınız diye şu girişi paylaşmaya karar verdim. Biz yaşadığı hayatı sadece kendileri için yaşayan, sevinçlerini kendi içinde yaşamayı dertlerini kendi içinde çözmeyi daha amipken öğrenmiş, yurdumuzun güzide iki tane vakıf okulundan mezun olup da bir şeye sap olamayan küçük emrahlarız. He biz istemezmiydik diger tüm kekolar gibi MULTI-national bi şirkete girip kariyer yapmayı, tabikide istemezdik. Bu konulara başka zaman detaylıca gireriz. Amacımız kendimizi rahatlatmak, masturbation yapmak, kimseyi rencide etmek filan değil. Düşündüklerimizi paylaşmak için yazmaya karar verdik işte aq ya hesapmı vericez lan bide size. Bu agresif giriş için kusura bakmayın ama çok doluyum her konuda hayat, aşk, iş.. Okursanız bana bi faydanız olmaz ama aklınız başınıza gelir, ne sikim bir dünyada yaşadığınızı hatırlar, bu dünyayı nasıl bu hale getirdiğimizi sorgular sonra da her zaman yaptığınız gibi 15 dkkada eski koyun halinize geri dönersiniz.